YAZ HİÇ BİTMESİN DİYENLERE : SAKIZ ADASI

Geçen sene gittiğimiz, bayıla bayıla gezdiğimiz Sakız Adası’na dayamadık, 2019’da da gittik! Eylül sonu gittiğimiz tatilde de adanın yeni yeni köşelerini keşfettik.

Yeni ve güncellenmiş notlarımızla karşınızdayız:)

ÇEŞME’NİN HEMEN YANI BAŞINDAKI ADA: SAKIZ (CHIOS)

Türkiye’ye en yakın adalardan biri olan Sakız adası, Yunanistan’ın beşinci büyük adası.

Adada irili ufaklı yaklaşık 60 köy var, ada nüfusu da 50 bin civarlarında.

Adanın orijinal ismi Chios. Bu isim, mitolojide denizler tanrısı olan Poseidon’un kızı (bazı kaynaklarda oğlu da deniyor) Chioni’den geliyor. Chioni “kar” anlamına geliyormuş.

Efsaneye göre Chioni, o zamanlar tamamen çöl olan bu adada dünyaya geliyor ve onun doğumu ile beraber adaya kar yağmaya başlıyor. Kardan sonra da ada bereketli topraklar haline geliyor, bu nedenle de adaya “Chios” ismi verilmiş.

Ada Türkçe’deki ismini ise üzerinde yer alan sakız ağaçlarından alıyor, ancak ne yazık ki önce 2012’de sonra da 2016’daki yangınlarda bu ağaçların büyük bir kısmı yok olmuş durumda Yine de adanın çeşitli yerlerinde bu güzel ağaçlardan görmeniz hala mümkün. (beni tanıyanlar için, evet damla sakızından hiç ama hiç hoşlanmıyorum, ama ağacın kendisi çok güzel, ona lafım yok 🙂

Her yer denİz, her yer plaj!

Yunan adalarının çoğunda olduğu gibi Sakız’da da en güzel yapılacak şey arabaya atlamak ve adayı karış karış, koy koy gezmek, her plajda denize girip çıkmak. Adanın her tarafında farklı özelliklere sahip plajlar ve koylar bulmak mümkün. Geçen seneki favorilerimize bu sene yeni keşifler ekledik!

  • Vroulida:

Adanın en güneyinde yer alan bir koy. Deniz ise tam anlamıyla muhteşem! Arabaları park ettikten sonra epey dik bir yokuştan inerek ulaşabiliyorsunuz ama tüm mücadeleye değiyor! Koyda her hangi bir plaj tesisi yok yani şezlong, şemsiye vs bulmanız mümkün değil, kendiniz getirmeniz gerekiyor, ancak denize girmek için mutlaka gidilmesi gereken yerlerden biri. (arabaları park ettiğiniz yerde minik bir cafe var, yiyecek içecek almak isterseniz)

(fotoğraf için teşekkürler exploregreece.com)

  • Glari Beach:

Adanın kuzey doğusunda yer alan bir beach club. Minik bir koyda tek mekan, deniz burda da turkuaz rengi ve çok ama çok güzel. Beach club’a giriş ücreti yok ama şezlong başına 2 Euro alıyorlar, bir şişe de su hediye ediyorlar bununla beraber:) Mekanda biz gittiğimizde çok güzel club müzikler de çalıyordu, hafif partileme modu ama bir yandan da nefis bir deniz güneş isterseniz mutlaka buraya gidin.

Bu sene gittiğimizde ise keşfettik ki, bu koydaki tüm tesis sezon bitince ortadan kalkıyormuş! Eylül sonu gittiğimizde koyda hiç birşey yoktu, ama ıssız haliyle bile burası çok ama çok güzel:)

  • Mavra Volia:

Adanın güneyinde yer alan, volkanik taşlardan oluşan bir koy. Burda kum yok:) Ayağınızın altında kocaman siyah / gri taşlarla biraz zor yürüyerek denize giriyorsunuz ama değişik doğası ile mutlaka bir kere görmeye değer bir yer. Volkanik taşlar ada halkı için oldukça kıymetli, zaten bunu koyun hemen girişindeki kocaman “taşları almak yasaktır” tabelalarından da anlayabiliyoruz. Sanırım söylemeye gerek yok, koyda herhangi bir tesis mevcut değil, sadece taşlar ve deniz var:)

  • ELINDA BEACH:

Adaya 2019’da yaptığımız ikinci gezimizde keşfettiğimiz nefis bir plaj! Hemen Lithi’nin kuzeyinde yer alan bu muhteşem koy, bembeyaz taşlardan ve buz gibi masmavi sulardan ibaret! Plajda herhangi bir tesis yok, ana yoldan içeri giren toprak bir yoldan arabanızla ulaşabiliyor ve taşların üzerine serilebiliyorsunuz. Neredeyse Karayip Adalarını andıran bir güzelliğe sahip! Deniz ise muhteşem, adanın en güzel plajlarından biri burası olabilir! Yalnız minik ama önemli bir not; koyda çok sayıda arı mevcut:) El değmemiş ve doğayla iç içe bir plaj olmasından dolayı sinek, kelebek ve arı popülasyonu da oldukça yoğun. Denizin içindeyken sorun yok ama plaja çıktığınızda dikkatli olmanızda fayda var!

  • TRACHILI BEACH:

Yine Lithi’nin kuzeyinde, Elinda Beach’in hemen yanı başındaki başka bir ıssız plaj da Trachili Beach. Burda da herhangi bir tesis yok, geniş bir kum plajdan kendi keyfinize göre denize girebiliyorsunuz. Oldukça kapalı bir koy dolayısıyla rüzgar derdi de çok yok. Deniz muhteşem, eğer adanın batısına giderseniz mutlaka buraya da uğrayın!

  • Agia Fotini:

Burası da şemsiye-şezlong-restoran konforu bulabileceğiniz güzel plajlardan biri. Adanın doğusunda yer alıyor, kum sahili ve de çok güzel bir denizi var. (fotoğraf için teşekkürler explorechios.com)

  • AGIA DYNAMI

Adanın en güney batısında yer alan minik ama tatlı bir koy. Tabi ki tesis yok:) Rüzgarlı bir güne denk gelirseniz çok tatlı olmuyor ama sakin havalarda burası da, eğer yolunuz düşerse şirin bir plaj.

  • Lithi Beach:

Adanın batısında yer alan, en meşhur plajlardan biri. İtiraf edelim, biz çok bayılmıyoruz buraya. Kum bir sahili var, deniz de oldukça sığ bu nedenle de çocuklu aileler tarafından çok tercih ediliyor. Plaj boyunca pek çok restoran var, her birinin de kum tarafında şezlong / şemsiye alanları mevcut. Herhangi bir ücret ödemiyorsunuz, sadece yediğinizi içtiğinizi ödeyerek tüm gün rahatlıkla burada kalabilirsiniz. Plajın etrafındaki restoranlar da gayet, yeme içme notlarında göreceksiniz:) Yine de, adada bir sürü muhteşem koy ve plaj varken buraya gelmeye çok da gerek yok bizce, aklınızda olsun deriz.(fotoğraf için teşekkürler exploregreece.com)

  • Karfas

Adanın en bilinen, en büyük plajı. Çok özel bir durumu yok ama upuzun kum bir sahil ve de oldukça sığ ama güzel bir denize sahip. Hatta deniz o kadar sığ ki biraz yürüdükten sonra denizin ortasında bileklerinize kadar suda kaldığınız bir yere denk gelebiliyorsunuz. Tabi sonra yeniden derinleşiyor o ayrı. Adanın doğusunda, merkeze oldukça yakın bir konumu var. Restoranlar, şemsiye-şezlong imkanları olan keyifli bir plaj.

(fotoğraf için teşekkürler explorechios.com)

TARİHİN İZLERİNDE BİR KASABA : PYRGI

Deniz güneşe mola verelim biraz da adayı gezelim derseniz, ilk gitmeniz gereken yer Pirgi.

Sakız adasının güneyinde yer alan Pyrgi daha yaklaştığınızda bile değişik mimarisi ile diğer köylerden farklı olduğunu hissettiriyor.

Köy, 14.yy’da Cenevizliler tarafından sakız ticaretinin merkezi olarak kurulmuş, köye giriş çıkışı sağlayan taş kapılar, daracık sokaklar ile ortaçağ şehirlerinin tüm özelliklerini taşıyor.

Köyü diğerlerinden ayıran ise evlerin dış duvarlarındaki desenler! Köyde her bina, ister ev ister kilise olsun, xysta (çizik) ismi verilen siyah beyaz geometrik desenlerle bezenmiş durumda. Buna bir de balkonlardan sarkan domates ve çiçekleri de eklediğinizde, pek çok yerde yazdığı gibi “tablo gibi bir köy” ile karşılaşıyorsunuz.

Instagram için etkileyici bir kare peşindeyseniz, olmanız gereken yer burası yani:) Eğer adada tek bir köy gezecekseniz o kesinlikle Pirgi olmalı!

(fotoğraflar için teşekkürler greektimes.com)

Peynİr, kalamar ve uzo!

Adada yediğimiz içtiğimiz her şey çok ama çok güzeldi! En basit restoranda bile oturduğunuzda, nefis bir salata, çıtır çıtır kalamar ve itiraf etmemiz gerek, Türkiye’de bulamadığımız kadar lezzetli ahtapotlar bulmamız mümkün.

Yine de nerde ne yiyelim derseniz, mutlaka ve mutlaka;

Adadakİ tÜm Yunan bİralarInI deneyİn!

Mythos, Fresh Chios veya Fix içmeden hiç bir gününüz geçmesin:)

Her yemekte bİr “greek salata” sÖyleyİn.

Bizdekilerden farklı olarak üzerinde kocaman bir beyaz peynirle servis ediyorlar, yalnız dikkat, acayip çok soğan kullanıyorlar. Sevmiyorsanız önden söylemekte fayda var sonra ayıkla ayıkla bitmiyor:)

(fotoğraf için teşekkürler minervahoraio.gr)

Chios’a Özel bİr peynİr olan “mastelo cheese” deneyin.

Genellikle ızgara yapılarak servis ediliyor, bazı yerlerde ise ballı versiyonları mevcut. Bildiğimiz hellim peynirinin tuzsuzu gibi, çok hafif ve lezzetli!

Bol bol kalamar ve ahtapot yİyİn!

Doysanız bile devam edin, valla burdaki kadar güzel kalamar ve ahtapot ne yazık ki bizde yok.

İyi de bunları nerde yesek içsek derseniz de aşağıdaki adreslere bir bakın, biz hepsinden çatlayana kadar yemiş ve keşke daha da yesek diyerek çıktık.

NERDE YİYELİM İÇELİM?

Roussiko:

Bizim bu adada en çok sevdiğimiz yer burası! Thmiana bölgesinde yerel mimaride yapılmış bir bina, birden fazla minik terasa sahip dolayısıyla çok insan alan ama size çok az kişiyle samimi bir ortamda yemek yeme hissi yaşatan bir mekan.

Menüsünde yerel mezelerden deniz mahsüllerine, kabak dolmasından tavşan yahnisine kadar pek çok farklı seçenek mevcut. Zeytinyağlı yaprak sarması, tzatziki, kabak kızartma, ballı mastello peyniri ve de ahtapotlar inanılmazdı!

(fotoğraf için teşekkürler www.mysteriousgreece.com)

KARAVELA:

Adanın doğusunda, Komi Beach’te yer alan nefis bir balıkçı. Sahilin hemen kenarında, deniz manzaralı salaş masalarda oturup muhteşem balıklar, kalamarlar ve ahtapotlar yiyebildiğiniz bir yer. Biz gittiğimizde, muhteşem barbun balıkları ve de bu dev gibi ama çok lezzetli kalamarı yeme fırsatı bulduk. Adadaki en başarılı deniz mahsülü restoranlarından biri, mutlaka gidin!

TO APOMERO:

Kambos bölgesinde, Chios’un merkezine yakın bu restoran adanın muhtemelen canlı müzik yapan yegane yerlerinden biri! Kocaman ağaçların yer aldığı bahçesi çok keyifli, dilerseniz iç kısımda da oturma şansınız var. Mezeler, et & balık yemekleri, her şey çok ama çok lezzetli. Cuma – cumartesi günleri giderseniz de canlı Yunan müziği yapan şeker bir grup çıkıyor. Çok keyifli bir ortamda, lezzetli yemekler ve arka planda güzel müzikler. Daha ne isteriz! Biz bu restorana 2 gidişimizde de gittik, ikisinde de çok memnun kaldık. Yine adaya gitsek, yine bir akşam buraya gideriz!

Kyra Despoina:

Lithi Plajı’nda güzel bir deniz ürünleri restoranı. Dev porsiyonlarla taze taze pişirilmiş balıklar, karides, kalamar, ahtapot aklınıza ne gelirse doya doya yiyebiliyorsunuz.

MELTEMAKİ:

Adanın doğusunda, kaldığımız yere çok yakın olan Katarraktis kasabasında yer alan bir restoran. Hemen deniz kıyısında yer alan masaları ve iç kısımda 3-4 masası olan, çok büyük olmayan ve bundan dolayı da aslında epey kalabalık olabilen bir yer. Biz gittiğimizde pazar öğlen saatleriydi, son masayı yakaladık ve siparişlerin gelmesi için epey beklemek zorunda kaldık. Yine de mezeler ve yemekler oldukça lezzetliydi, daha sakin bir zamanda giderseniz çok keyifli bir yer olabilir.

(fotoğraf için teşekkürler Meltemaki)

NOSTOS

Adanın kuzeydoğusunda, Glari Beach’in çok yakınındaki balıkçı kasabası Lagkada’da da çok güzel deniz restoranları bulmanız mümkün. Minik bir koyda yer alan bu kasaba hem gezip görmek hem de keyifli bir ölen yemeği için harika! Bizim burdaki restoranlardan en sevdiğimiz ise Nostos isimli restoran. Son gittiğimizde muhteşem bir mercan balığı yedik, tadı hala damağımızda!

AELLA:

Chios’un hemen merkezinde yer alan bir “fast food” restoranı. Bu sizi yanıltmasın, aşırı lezzetli souvlakiler, burgerler ve şiş dürümler yapıyorlar! Eğer hızlıca bir şeyler yiyeyim ama lezzetli olsun diyorsanız, limanın hemen yakınındaki bu mekan tam sizlik!

(fotoğraf için teşekkürler: chios-secrets.com)

OZ COCKTAIL BAR

Sakız Adası gibi kendi halinde bir adadan beklenmeyecek kadar hip, cool ve tatlı bir kokteyl bar keşfettik! Hemen Chios’un merkezinde, sahilie paralel sokakta yer alan bu bar, Avrupa’nın herhangi bir şehrinde bile olsa “vay, ne kadar güzel burası” dedirtecek kadar iyi! Son derece casual dekora edilmiş, girişini bile zor bulabildiğiniz bu barda hem müthiş lezzetli kokteyller, hem de son derece başarılı bar food seçenekleri bulabiliyorsunuz. Adadaki gecelerinizden birinde mutlaka buraya uğrayın! (biz denk gelmedik ama gündüzleri de kahvaltı servisleri var sanırım)

Yunan adası tatili tabi ki uzosuz olmaz! Restoranların çoğunda uzo istediğinizde size uzun bir liste sayıyorlar, genellikle isimleri bile aklınızda tutamıyorsunuz. Bizler için en tanıdık olan Barbayanni bu adada pek bulunamıyor, sadece bazı restoranlarda mevcut. Bunun yerine Sakız Adası’nda üretilen Kazanisto isimli uzo’yu denemenizi öneririz, çok ama çok başarılı. Adada yetişen anasonlar kullanılarak yapılan bu yerel uzo tüm yemeklerimizde bize eşlik etti, mutlaka deneyin.

NerEde kalInIr?

Adanın özellikle doğu tarafında tüm sahil boyunca pek çok otel ve pansiyon bulmanız mümk?ün. Koca koca otellerden ziyade biraz daha butik oteller yaygın, ister sahil kenarında isterseniz de biraz daha içerlerde, kasabalarda mandalina bahçeleri içinde oteller bulabiliyorsunuz. Biraz didiklemek lazım:)

www.booking.com

Biz, ilk tatilimizde bence adanın en güzel kasabası olan Kambos’ta kalmayı tercih ettik, iyi ki de etmişiz! Adanın en şirin bölgelerinden biri, şehir merkezinin 6km güneyinde yer alıyor. Bölge, narenciye bahçeleri ve de Thimiani bölgesinden gelen taşlarla yapılan binaları ile meşhur. Kasabada neredeyse tüm binalar bu sıcak sarı taşlardan yapılmış, yüksek duvarlarla çevrili kocaman bahçelere sahip. Büyük malikaneler, güzel kiliseler ve çiçeklerle bezeli sokaklarla dolu bir bölge.

Bizim kaldığımız otel de yine narenciye bahçeleri içinde bir yerleşimdi, Voulamandis House. Adalı bir aile tarafından işletiliyor, biz çok ama çok memnun kaldık, yine gitsek yine orda kalırız:)

(fotoğraf için teşekkürler booking.com)

Bu seneki tatilimizde ise yine Kambos bölgesine yakın, Katarraktis kasabasının hemen yanı başında bir ev kiraladık. Sakız Adası’nda AirBnb üzerinden pek çok güzel ev bulmanız mümkün, eğer grup olarak gidiyorsanız mutlaka ev seçeceklerini de değerlendirin.

NasIl gİdİlİr?

Çeşme’den feribotla 45dk, hızlı feribotla 20dk bir sürede adaya geçmeniz mümkün. Genellikle sabah & akşam olmak üzere birer sefer oluyor ama tarihe göre değişiklik olabilir, Önden bakmakta fayda var.

https://www.turyolonline.com

http://www.erturk.com.tr/tr

Adayı araba / motorsiklet kiralamadan gezmek pek mümkün değil. Oldukça büyük bir ada, taksi veya toplu taşıma konusu ise çok kısıtlı. Üstelik adanın gerçekten tadını çıkarmak için, nerde kalıyor olursanız olun, farklı taraflarına mutlaka gitmek lazım o nedenle arabanız olması çok kritik. Araba kiralamayı önden de yapabileceğiniz gibi adaya vardığımızda, hemen feribot iskelesinin karşısındaki rent a car şirketlerinden de kiralama yapabiliyorsunuz.

Biz Sakız’ı çok ama çok sevdik! Seneye de ordayız, bekleriz:)

 

HİNT MUTFAĞI SEVENLERE: DUBB INDIAN BOSPHORUS

Farklı dünya mutfaklarına ait yüzlerce restoran bulunan canım ülkemizde, ne yazık ki Hint mutfağı deyince, seçenekler epey az.

Hilton Harbiye’nin içinde yer alan Dubb Indian Bosphorus ise, İstanbul’da gerçekten hakkını vererek Hint yemekleri yapan bir restoran olarak bizi pek mutlu etti!

BOĞAZ MANZARASINDA HİNT LEZZETLERİ:

Dubb Indian Bosphorus, kış aylarında otelin Boğaz manzaralı 9.katında, yazın ise keyifli, yeşillikler içerisinde ve tabi ki yine Boğaz manzaralı bahçesindeki yazlık yerinde hizmet veriyor.

(fotoğraf için teşekkürler bosphorus.dubbindian.com)

Mekanın yemeklerinin başarısı ile ilgili ufak bir ipucu: Biz yemeğe Hintli bir misafirimizle gittik ve kendisi de yemekleri çok beğendi! Bu nedenle, en azından Hindistan dışında yenebilecek iyi alternatiflerden biri demek ki diye düşünüyoruz:)

(fotoğraf için teşekkürler bosphorus.dubbindian.com)

Restoran, geleneksel Hint mutfağına ait aklınıza gelebilecek her türlü lezzeti sunuyor. Ve tabi ki yemeklerin pek çoğu, olması gerektiği gibi oldukça baharatlı! Eğer çok acı yiyemiyorsanız ya da çeşitli alerjileriniz varsa sipariş sırasında garsonlardan tavsiye ve destek almanızı öneririz:)

NE YİYELİM:

Hint mutfağı, dini yaklaşımların ve kültürel geleneklerin de etkisiyle, vejeteryan seçenekleri çokça bulunan bir mutfak. “Ben vejeteryan değilim, et yemeden doymam” diyorsanız korkmayın, menüde bolca tavuk ve et çeşitleri de mevcut.  Vejeteryan yemekler ise insanı şaşırtacak kadar lezzetli ve doyurucu, çok da ön yargılı yaklaşmamak lazım.

(fotoğraf için teşekkürler thefork.com)

Hint restoranına geldiysek, nefis ekmeklerden yani Naan’lardan yememek olmaz. Ne sipariş edecekseniz edin, yanına mutlaka bu geleneksel, bizdeki lavaşı anımsatan ekmeklerden söyleyin. Sade yiyebileceğiniz gibi sarımsaklı ya da tereyağlı seçenekleri de alabiliyorsunuz. Özellikle bol soslu ve sulu yemeklerin yanında nefis gidiyor.

(fotoğraf için teşekkürler lokantalarim.net)

Menü çok kapsamlı. Çorba ve salata çeşitleri, ara sıcaklar ve sonrasında da oldukça geniş bir yemek listesine sahip.

Et ve tavuk ağırlıklı tandoori çeşitleri, vejetaryan veya vejeteryan olmayan curry çeşitleri ve tabi ki safranlıdan kuzu etliye çeşit çeşit pilavlar.

Bizim bu geniş menüden en sevdiklerimiz aşağıdakiler oldu:

  • Mushroom Tikki: Nohut unu ile yoğrulmuş mantar köftesi
  • Curd & Cheese Tikki: Yoğurt, nane ve Hint baharatlarıyla harmanlanmış peynir köftesi.
  • Dal Makhani: Tereyağ, krema ve makhani ismi verilen bir sosla pişirilmiş siyah mercimek.
  • Samosa: Patates, bezelye, üzüm ve kaju dolgulu geleneksel Hint böreği.
  • Dal Tarka: Körü soslu ve çok acı kırmızı biberli kırmızı mercimek

(fotoğraf için teşekkürler bosphorus.dubbindian.com)

Beraber yemeğe gittiğimiz Hintli misafirimiz vejeteryandı, biz de saygımızdan ötürü hiç et yemedik, ama itiraf edelim aklımız bazı yemeklerde kaldı:) Bir dahaki sefere deneyelim dediklerimiz:

  • Butter Chicken: Makhani soslu tandırda krema, bal ve tereyağı ile pişirilmiş tavuk köri.
  • Rogn Josh Kashmiri: Taze zencefil, soğan sosu, yoğurt ve sarımsak ile tatlandırılmış kuzulu köri.
  • Lamb Biryani: Hint baharatları ile tatlandırılmış kuzu etli basmati pilavı.

Menüde tatlı seçenekleri de mevcut ancak ne yalan söyleyelim, aklımızı çok da çelen bir seçenek olmadı. Yine de denemek isterseniz Hint usulü Safranlı sütlü pirinç muhallebisi, yeşil kakule ve incir ile tatlandırılmış irmik tatlısı veya kuru üzüm, kaju ve sütle hazırlanmış havuç tatlısı gibi lezzetler deneyebilirsiniz.

(fotoğraf için teşekkürler lokantalarim.net)

Dubb Indian Bosphorus, çok ekonomik bir restoran sayılmaz ama çok aşırı pahalı da değil. Vejetaryan yemekler genellikle 30 TL – 50 TL arasında, etli / tavuklu seçenekler de 50 TL – 70 TL civarlarında. (Tabi bunlar yaz dönemi fiyatlarıydı, zam olmuş olabilir, bakmak lazım)

Porsiyonlar oldukça doyurucu, zaten bol soslu ve yoğun içerikli yemekler olduğundan çok da fazla yiyemiyorsunuz. 2 kişiden fazlaysanız sipariş vereceğiniz her şeyi ortaya söyleyip tatmakta fayda var, böylece azar azar pek çok lezzeti deneyebilirsiniz.

Restoranda alkol servisi de mevcut, hem kokteyller hem de şarap ve bira alternatiflerini menüde bulabiliyorsunuz.

Değişik lezzetler yemek, farklı bir mutfağa ait tatlar keşfetmek istediğiniz bir gün, bizde Dubb Indian Bosphorus’u gidip bir deneyin. İstanbul’da başka gerçekten güzel ve otantik bir Hint restoranı biliyorsanız da, lütfen bize haber verin :)!

 

 

 

 

 

 

 

FJORDLARIN KALBİNDEKİ ŞEHİR: FLAM, NORVEÇ

Muhteşem Norveç turumuzun 2.durağı, tüm gezinin belki de en çok hayran kaldığımız yeri oldu!

Flam, fjordların tam kalbinde yer alan mini minnacık bir köy. Köyün nüfusu 2014’te 350 kişiymiş, şimdi de çok kalabalıklaştığını söyleyemeyiz:) Ancak bulunduğu muhteşem konumdan dolayı her gün yüzlerce turistin ziyaret ettiği bir köy. Hatta pek çok Norveç Fjordları Cruise gemilerinin duraklarından biri haline de gelmiş durumda. Yılda nerdeyse 450 bin kişinin ziyaret ettiği bir yer burası!

(fotoğraf için teşekkürler visitnorway.com)

Turist akını bölge insanlarını ve de bazı yazar, gazeteci kişileri isyana yöneltmiş durumda, özellikle cruise gemilerinin bölgenin doğasına büyük zarar verdiği yönünde şikayetler her sene artıyor.

Flam, Sognefjorden isimli büyük fjordun bir kolu olan Aurlandfjorden’ın en içerdeki noktasını oluşturuyor. Bu köye dair ilk tarihi bilgiler ise 14.yy’ın ortalarına dayanıyor.

Oslo’dan Flam’a yolculuk

Oslo’dan Flam’a yaklaşık 320 km’lik bir yol mevcut. Ükedeki çok ciddi hız sınırları, ve de arada bol bol tünel geçiyor olmanızdan dolayı da bu yol nerdeyse 5 saat sürüyor. İşin en güzel yanı ise, 5 saat boyunca Norveç’in muhteşem doğası içinde dağlardan, ovalardan, minik köyler ve göller arasından giden bir yolda gidiyorsunuz, bu nedenle de yolun uzunluğu hiç ama hiç üzmüyor.

Tünel demişken, Norveç’in alametifarikalarından biri de tüneller. Tüm ülkenin dağlar ve fjordlarla çevrili olduğunu düşünürsek, tünel inşaatı ciddi bir ihtiyaç konumunda. Norveç’te şu anda 1000’in üzerinde tünel olduğundan bahsediliyor, kısacası tüm ülkeyi tünellerle donatmış durumdalar!

Oslo-Flam yolundaysa, hazır olun, Dünyanın En Uzun Tüneli olan Laerdal Tüneli’nden geçme şansınız oluyor. 2000 yılında açılmış olan tünel, tam tamına 24,5 km uzunluğunda! (Biz tünele farkında olmadan girdik, epey bir süre yol gittikten sonra tünelin sonuna gelmediğimizi farkedince bir anda duruma ayıldık:)

(fotoğraflar için teşekkürler wikipedia.com ve qlcompany.nl)

Her 6km’de bir, tünelin içerisindeki yol geniiliyor, sağda birer arabalık durma yerleri olan bir alana geliyorsunuz. Bu kısımların  ışıklandırması da tamamen farklı, tünelin genelindeki ışıklandırmadan farklı olarak masmavi ışıklarla aydınlatılmış geniş bir mağaradan geçerek tünele devam ediyorsunuz.

Güneş hissi vermesi amaçlanan sarı köşelerle beraber bu mavi ışıklandırmanın amacı, hem uzun süren yol sırasnda sürücülerin dikkatinin dağılmasını önlemek hem de nerdeyse 20dk süren bu tünel yolcuğunda klostrofobik bir moda geçen kişilere minik de olsa bir mola yeri vermekmiş.

Tünelden çıktığınızda ise tam bir cennetle karşılaşıyorsunuz. Yemyeşil bir doğa sizi yeniden karşılıyor, zaten çok kısa bir süre içinde de Flam’ın merkezine ulaşmış oluyorsunuz.

Eğer dilerseniz bu yolu trenle de gidebiliyorsunuz, trene bağlı olarak yaklaşık 6 saat bir yolculuk oluyor. Yine oldukça güzel yollardan geçiyorsunuz ancak tabi ki trenler çok pahalı. Eğer 2 kişiden fazlaysanız ve araba kullanmayı çok seven biriyle seyahat etme şansına sahipseniz kesinlikle araba ile gidin:) Trenleri incelemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Naeroyfjord’un kalbİ FlAm

Köyde yapılacaklar son derece belli:) Fjordları ve doğayı gezeceksiniz!

Biz, Pazar günü erken saatlerde Oslo’dan yola çıkmıştık, 5 saatin sonunda Flam’a ulaşıp öncelikle otelimize yerleştik. Otel konusu önemli, çünkü çok ufak bir yer olması nedeniyle çok da fazla seçeneğiniz yok. Dolayısıyla buraya gelmeden önce mutlaka ve mutlaka otelinizi ayırtın, son dakika yer bulma ihtimaliniz neredeyse sıfır.

Biz, açıkçası köyün en güzel otellerinden biri olan Fl??msbrygga’da kaldık. Otel, hemen köyün içinde ve suyun kenarında, dolayısıyla uyandığınızda minik balkonunuzdan nefis bir manzara görebiliyorsunuz. Otelin aynı zamanda köyün en güzel yemeklerini yiyebileceğiniz bir restoranı ve de kendi biralarını yapan bir pub’ı mevcut, bunlardan birine de mutlaka gidin.

Tarİhİ trenle doĞanın İÇİne yolculuk

Köydeki en sık yapılan aktivitelerden biri, tarihi bir tren hattı olan Flamsbana ile 1 saatlik bir yolculukla Myrdal durağına na gidip gelmek. Bu tren hattı dünyanın en güzel tren yollarından biri olarak adlandırılıyor. Deniz seviyesinden bindiğiniz tren sizi 867m yüksekliğe kadar çıkartıyor, bu arada da muhteşem dağlar ve onlarca şelale görebiliyorsunuz.

(fotoğraf için teşekkürler nordicvisitor.com)

Yolun bir noktasında tren duruyor, ve aşağı inerek muhteşem bir şelalenin yanına , Kjosfossen Şelalesi’ne gidebiliyorsunuz. Fotoğraf çekmek için şahane bir fırsat! Yalnız işin biraz komik tarafı, sanırım biraz fazla turistik olması ile sevmediğmiz kısmı, birden tepelerden kırmızılar içinde bir kadın çıkıyor. Yerel bir müzik başlıyor, ve kadın dansetmeye başlıyor:) Yaklaşık 5dk bir danstan sonra da aniden kayboluyor. İşin hikayesi de şu, mitolojiye göre bu kadın Huldra. Dağlarda belirerek gezenleri büyülüyor ve ormanın içine doğru çekiyor, bu dansla da bu mitolojik hikayeye bir minik gönderme yapıyorlar. Tabi bayaa saçma olmuş, epey gülüyorsunuz o ayrı:)

(fotoğraf için teşekkürler nordicvisitor.com)

Biz gidiş geliş bir tur yaptık, yani 1 saatlik yolculuğun sonunda Myrdal’da 15dk bir mola verdik, sonra yeniden 1 saatlik bir tren keyfi ile Flam’a geri döndük. Dilerseniz dönüş yolunu bisiklet kiralayarak da yapabilirsiniz ama tabi oldukça iddialı bir yol olabilir. (Myrdal durağından Bergen ve Oslo’ya giden trenler de kalkıyor, pek çok kişi bu Flam -Myrdal hattını bu trenlere bir bağlantı olarak da kullanıyor)

Flam’a geri döndüğümüzde, minik bir alışveriş turunun ardından (hemen tren istasyonunun yakınında çok güzel bir kaç dükkan var, hediyelik eşya veya Norveç ürüneri almak isterseniz çok başarılılar) akşam yemeğine geçtik. Yemeği, bahsettiğimiz gibi otelin restoranında, Flamstova‘da yedik, ama dilerseniz köyde farklı birkaç yer daha mevcut.

YeŞİl, yeŞİl ve daha Çok yeŞİl:

Cumartesi sabahı ise, otelde güzel bir kahvaltının ardından asıl gelme nedenimiz olan Fjord Gemi Turu maceramıza başladık. (Bir minik not, eğer kahvaltı etmediyseniz hemen tren istasyonunun dibindeki Flam Bakery çok başarılıymış, aklınızda olsun)

Hemen köyün içerisindeki rıhtımdan kalkan tur bizi 3 saat boyunca Naeroyfjord içerisinde gezdirdi. Bu bölge, Unesco World Heritage listesinde yer alan bir yer. Bazı yerlerde 1800m yüksekliklere çıkan fjordlara ve çok dar geçişlere sahip, muhteşem bir bölge.

Önemli bir not, hava köyde nasıl olursa olsun bu turda üşüyorsunuz! Dolayısıyla kat kat giyinmeyi, atkı / şapka almayı ve sıkı bir mont-rüzgarlık giymeyi, hangi mevsimde giderseniz gidin sakın unutmayın! Neyse ki turu yaptığımız geminin her yeri camlarla kaplı, dolayısyla rüzgara dayanamayıp içerde otursanız bile manzaranın tadını çıkarabiliyorsunuz. Dilerseniz de geminin dışına çıkıp açık havada takılabiliyorsunuz.

(fotoğraflar için teşekkürler visitflam.com)

3 saat boyunca ağzımız açık manzarayı izledik! Yüksek fjordlar, aralardaki muhteşem şelaleler, minik yerleşim alanları ile burası tam bir cennet! Hiç alışık olmadığımız bir doğa, bizi bizden aldı!

Turun son durağı, Gudvangen isimli bir köy. Satın aldığımız tur, gidiş dönüş içeriyordu dolayısıyla 3 saatlik bir gemi turunun ardından Gudvangen’de 20dk bir mola verdik ve ardından tur şirketinin otobüsleri ile 15dk bir yolculukla Flam’a geri döndük. Gemi turunun detaylarını incelemek, fiyatlarına bakmak isteyenleri buraya alalım.

 

Flam’da toplamda 1 gün geçirmiş olduk ama buraya tek kelimeyle bayıldık! Eğer Norveç’e gidecekseniz ve amacınız doğayı, fjordları görmekse kesinlikle uğranması gereken duraklardan biri burası!

Yazı dizimizin son kısmı, gezimizin son durağı olan Bergen şehri olacak. Flam’dan Bergen’e doğru yola çıkıyoruz, yeni yazı çok yakında!

Gezimizin diğer durakları ile ilgili yazıları da okumadıysanız, Oslo yazımız için buraya, tüm gezinin özeti için de buraya tıklayın.

İZMİR’DEN LEZZET KEŞİFLERİ

Keyifli gezilerimizin hepsi de yurt dışına olacak değil ya!

Geçen aylarda harika bir İzmir hafta sonu yaptık. Bu minik gezimiz sırasında da güzel İzmir’in pek lezzetli ve keyifli yeme içme mekanlarını keşfettik. (Tabii İzmirli arkadaşlar için çok yeni keşifler olmayabilir, artık bir İstanbullu olarak bizi mazur görün:)

Bready’s Snack & Bites

2016 yılının sonunda İzmir Alsancak’ta açılan Bready’s Snacks & Bites, kurumsal hayattan sıkılıp kendini mutfağa atan 2 gencin eseri. Ofis hayatlarını bir kenara bırakıp, MSA’da eğitimler aldıktan sonra da bu tatlı mekanı açmışlar.

Mekan, isminden de anladığınız üzere fast food konseptinde, hızlı yenecek lezzetler sunuyor. Yalnız fast food diyince, her yerde bulabileceğiniz standard yiyeceklerden bahsetmiyoruz.

Tüm burgerlerinde, %100 doğal ekşi maya hamurundan yapılan özel bir brioche ekmeği kullanıyorlar, yiyip yiyebileceğiniz en pufuduk ve lezzetli ekmek olabilir! Yumuşacık, çok hafif, hiç ekmek yemiyormuşum hissi veren ama çok da lezzetli bir ekmek, nasıl oluyor biz de anlamadık.

Köfteler ev yapımı, yanlarında gelen baharatlı patateslerse çok ama çok başarılı!

Mekanın en dikkat çeken, ve bizim en bayıldığımız seçeneği ise Black Burger isimi verdikleri muhteşem burger! İsminden de anlaşıldığı üzere, siyah ekmek ile yapılan bir burger. Ekmeğe rengini ise mürekkep balılığı mürekkebi veriyor. Giderseniz mutlaka deneyin!

Bready’s menüsünde burgerlere ek olarak kahvaltı seçenekleri, yumurta ve omlet çeşitleri ve de füme kaburga & cheddarlı tost veya avokadolu açık sandviç gibi farklı lezzetler de mevcut. Menüyü incelemek isterseniz sizi buraya alalım.

Alsancak’ta bir sokak içerisinde, minik bir iç mekan ve daha da minik bir balkona sahip, şirin ve sakin bir lezzet köşesi. Yolunuz düşerse, tok bile olsanız, mutlaka gidip deneyin! (Biz Reyhan’da tıka basa tatlı yedikten sonra gittik, yine de birer burger yedik, siz düşünün artık:)

(fotoğrafların hepsi için teşekkürler??instagram.com/breadybites/)

Arpege Pattiserie

Alsancak’taki bir diğer lezzet köşesi ise, Arpege isimli patisserie. 2013’te açılan bu tatlı mekanın kurucusu ve şefi Metin Saruhanlı pastacılık eğitimini Paris’te, Ecole Suprieure de Cuisine Française, ESCF Ferrandi ve Ecole Bellouet Conseil’de tamamlayıp, Türkiye’ye döndükten sonra Arpege’i açmış.

Daha içeri girer girmez burasının bir Fransız pastanesi olduğunu anlıyorsunuz. Çeşit çeşit makaronlar, milföy ve ekler çeşitleri ve görüntüleri de en az lezzetleri kadar güzel onlarca çeşit mini pasta. Aynı zamanda kendi dondurmalarını da yapıyorlar.

Bizim en sevdiğimiz, bademli joconde kek, çilek, vanilyalı krema ve badem ezmesi ile yapılan Fraiser oldu! Çok lezzetli, ve kendinden beklenmeyecek kadar hafif bir tat, insan tek başına kolaylıkla yiyiyor.

Tatlıların dışında Arpege’de muhteşem kruvasanlar, parmesanlı ya da zeytin ezmeli milföy gibi hamur işleri, tartlar, kek ve kurabiyeler bulmanız da mümkün.

Arpege’de bunların dışında çok keyifli bir kahvaltı yapma şansınız da var!?? Kendi yaptıkları nefis bir brioche ile hazırlanan, yumurta, hollandaise sos ve füme etli Breakfast Burger son derece doyurucu pofuduk omletler, çırpılmış yumurta veya granola gibi pek çok seçenekle keyifli bir kahvaltı yapabilirsiniz. Hava güzelse, mekanın hemen önündeki minik bahçede oturun deriz:)

(tüm fotoğraflar için teşekkürlerinstagram.com/arpegepatisserie)

İzmir’den mekan önerilerimiz bu kadar değil tabi ki!! Yazılarımız devam edecek, takipte kalın!

 

 

NORDİK CENNET NORVEÇ: OSLO’DA 48 SAAT

Muhteşem Norveç gezimizin detaylarını okumaya hazır mıyız!

Yazı dizimizin ilk kısmında şahane Norveç tatilimizin planını kısaca anlatmıştık okumayanları buraya alalım:)

Şimdi sıra, şehir şehir detaylarda.

Buna da hem ilk durağımız hem de ülkenin başkenti olan Oslo ile başlayacağız.

48 Saatte Oslo:

Oslo, ülkenin güneyinde yer alan, hem başkent hem de en büyük şehir.

Büyük derken, 2017 rakamlarına göre şehrin nüfusu, civarındaki tüm köy ve kasabalar dahil 1,5 milyon:) Şehir 1040’larda kurulmuş, o günden beri de ülkenin gelişen en önemli şehri olmaya devam ediyor.

 

Oslo’da 2 GÜNÜMÜZ VAR, nerelerİ gezelİm gÖrelİm?

Vigeland Park:

  • Açık hava bir heykel müzesi. Hatta, dünyanın, tek bir sanatçıya ait eserleri barındıran en büyük heykel müzesi olarak da tanımlanıyor. Parkta, heykel sanatçısı Gustav Vigeland’ın 1907-1942 yılları arasında yaptığı 200’den fazla heykel bulunuyor.

(fotoğraflar için teşekkürler visitoslo.com ve theculturetrip.com)

Karl Johans Gate CADDESİ:

Şehrin en büyük ve merkezi caddesi. Uzun bir cadde, üzerinde pek çok restoran, cafe, mağaza bulabiliyorsunuz. Boydan boya yürümekte fayda var, zaten bu cadde üzerinde ya da yakınında pek çok görülmesi gereken tarihi binayı da görebiliyorsunuz.

(fotoğraf için teşekkürler norway.nordicvisitor.com)

Akershus Kalesİ:

Hemen deniz kıyısında bulunan bu büyük kale, 1300 yılında dönemin kralı Hakon V tarafından yapılmış. Zaman içerisinde eklemeler ve renovasyonlarla günümüzdeki halini alan kale günümüzde yemyeşil bir park içerisinde hala ihtişamını koruyor. Resmi törenler dışınnda çeşitli festivaller ve konserler de burda yapılıyormuş. İlgileniyorsanız kalenin içini rehberli turlarla da gezebiliyorsunuz.

(fotoğraf için teşekkürler visitoslo.com)

Oslo Opera BİnasI:

Denizin hemen kıyısında bulunan ve değişik mimarisi ile dikkat çeken bina 2008 yılında yapılmış. Binadaki gösterilere bilet alarak katılabiliyorsunuz, ya da dilerseniz sadece gezip görmeye, ve de özellikle etrafındaki teras alanlarından Oslo manzarası izlemeye gidebilirsiniz.

Aker Brygge BÖlgesi:

Şehrin güney batısında yer alan rıhtım bölgesi. Buradan, Oslo yakınındaki fjordlara giden teknelere binebiliyorsunuz. Bölge, pek çok şehrin rıhtımlarında olduğu gibi bir yeme içme eğlenme merkezine dönüşmüş durumda, denizin etrafına dizili onlarca restoran, cafe ve bar bulabiliyorsunuz. Meydanda sokak sanatçılarının gösterilerini izleyebiliyor, ya da özellikle yaz aylarında yapılan minik festivallere denk gelebiliyorsunuz. Şehrin oldukça canlı, cıvıl cıvıl bölgelerinden biri.

 

Akşam üstü içkisi ya da akşam yemeği için çok ama çok keyifli bir bölge, mutlaka gidin! (Yeme içme detaylarında bu bölgedeki bir kaç mekanı da anlatacağız, az sonra)

 

(fotoğraf için teşekkürler visitonorway.com)

Bölgede aynı zamanda dikkat çeken mimarisi ile Astrup Fearnley Modern Sanat Müzesi’ni ve Nobel Barış Merkezi’ni görebilirsiniz.

(fotoğraflar için teşekkürler visitoslo.com

Munch MÜzesi:

Muhtemelen hepimizin bildiği Çığlık tablosunun ressamı Norveçli sanatçı Edvard Munch’un eserlerini görebileceğiniz müze, 1963 yılında açılmış. Müzenin önümüzdeki yıllarda daha modern yeni bir binaya taşınmasından bahsediliyor, Oslo Opera binasının yakınlarında inşaa edilen yeni binanın açılışının 2020’de yapılması planlanıyor.

Viking Ship Museum:

Şehrin Bygdoy bölgesinde yer alıyor. (Müzeler ilginizi çekmese bile bu bölgeyi gezip görmek için mutlaka gidin! Oslo’nun en şık, en kocaman malikanelerinin olduğu harika bir bölge, mutlaka görmek lazım!) Viking Gemi Müzesi‘nde 3 tane orijinal Viking gemisini görebiliyor, Viking tarihi ile ilgili bilgiler edinebiliyorsunuz. Çok büyük bir müze değil, yaklaşık 30dk-1 saat zaman ayırmanız yeterli ama gidip görmekte fayda var.

(fotoğraf için teşekkürler triphobo.com)

Fram Museum:

Yine Bygdoy bölgesinde, Viking Gemi Müzesi’ne çok yakın bir başka müze de Fram Museum. Norveç’in en iyi müzesi diye tanımlanan müzede, dünyada en kuzeye ve en güneye giden, yani kutuplara ulaşan ilk ahşap gemi olan Fram’ı görebiliyor ve de kutup keşifleri ile bilgi alabiliyorsunuz.

(fotoğraf için teşekkürler frammuseum.no)

Kon Tiki MÜzesİ:

Bygdoy bölgesinde yer alan diğer bir müze. (evet bu bölge müzeler ve malikanelerden oluşuyor:) Müzede, Norveçli etnograf ve kaşif Thor Heyerdahl’ın 1947’de Polinezya adalarına yaptığı yolculuğa ve keşiflerine dair bilgiler alabiliyor, bu yolculuğun yapıldığı salı görebiliyorsunuz.

(fotoğraf için teşekkürler visitoslo.com)

Bu seyahati anlatan belgesel 1951 yılında çekilmiş ve En İyi Belgesel dalında Oskar ödülü kazanmış. Yine bu yolculuğun hikayesini temel alarak çekilmiş olan 2012 yılı yapımı Kon-Tiki adlı film de En İyi Yabancı Film dalında Oskar adayı olmuş, ilginizi çekerse izlemeye değer.

(fotoğraflar için teşekkürler imdb.com)

en sevdİğİmİz kIsIm: yeme İÇme:)!

Norveç, eğer deniz mahsülü seviyorsanız dünyanın en güzel yerlerinden biri! Meşhur Norveç somonlarının her çeşidini, en taze ve en lezzetli halleriyle burda bulabiliyorsunuz. Zaten bizce başka da bir şey yemeyin, her şey aşırı pahalı, bari verdiğiniz paraya değsin, başka yerlerde yiyemeyeceğiniz balıkları, deniz mahsüllerini bol bol yiyin:)

BalIk yemeden olmaz dİyenlere: Fiskeriet

Şehir genelinde birden fazla şubesi olan bu restoran, bütün tatil boyunca en çok beğendiğimiz yerlerin başında geliyor. Bizim gittiğimiz, şehir merkezinde, tiyatro binasının yakınında olandı. Mekan çok büyük değil, girdiğinizde sağ tarafta çiğ satılan balık tezgahını görüyorsunuz (burdan evde yemek için çiğ ürünler de satın alınıyor) sol tarafta ise yemek servisinin yapıldığı alan var.

Menüde bol bol balık var! Menü sezonluk hazırlanıyor, taze ürünlerle yapıldığından da zaman zaman değişebiliyor ya da bazı şeyler olmayabiliyor, bu nedenle önden sormakta fayda var. Biz başlangıç olarak bir çılgınlık yapıp “Balina Sashimi” denedik. Değişik, ama çok lezzetli de değil, yani yemeseniz de olur:)

Ana yemek olarak da Fish & Chips ve Somon Burger aldık. Burgerler efsaneydi! Bugüne kadar yediğimiz en nefis somun burgerler oldukları kesin, keşke fırsat olsa da yine gitsek. Fish & Chips’ler de mekanın en meşhur yemeğiymiş, Haddock balığı kullanıyorlar, Çok hafif, yağsız hissi veren, dışı çıtır  içi yumuşacık balıklar. Fiskeriet’te yediğimiz her şeye bayıldık, şu anda yazıyı yazarken bile “keşke olsa da yesek” demeden duramıyoruz, o derece…

ÇeŞİt bol olsun, kİm ne İsterse yesİn dİyenlere: Mathallen Oslo

Avrupa’da nerdeyse bütün şehirlerde görmeye başladığımız üzeri kapalı, içerisinde farklı farklı yeme içme standları bulunan market alanlarının bir tane de Oslo’da mevcut. Mathallen Oslo’nun içerisinde Tapas Bar’dan’ cup cake’ciye, Portekiz yemekleri satan bir restorandan balıkçıya, yaklaşık 30 farklı yeme içme köşesi bulmanız olası. Kısacası giden herkesin seveceği birşey mutlaka var! Biz “Vulkanfisk” isimli balıkçıda somon sashimi, fish & chips ve karides yedik, öncesinde de Barramon isimli Tapas Bar’da birer atıştırmalık aldık. Mekanı da kocaman göbeklerle mutlu mutlu terk ettik.

(fotoğraflar için teşekkürler restaurantguiden.osloby.no ve thelocal.no)

AKER BRYGGE BÖLGESİNDEYSENİZ

Her gün de balık yiyemeyiz derseniz ve de Aker Brygge isimli rıhtım bölgesini geziyorsanız, Dognvill burger kesinlikle tavsiyemizdir! İlk restoranı 2012’de açmışlar, şimdi Oslo’da bir kaç restoranla devam ediyorlar. Kokteyl menüsü çok başarılı, menüdeki yiyecekler ise harika! Tamamen Norveç’te yetiştirilen etleri, somonları ve patatesleri kullanıyorlar. Tavuklar bile çok lezzetliydi!

(fotoğraflar için teşekkürler dognvillburger.no)

Bizim gitmediğimiz ama methini duyduğumuz Pipervika isimli balıkçı, fine dining peşindeyseniz Lofoten isimli çok şık deniz mahsülleri restoranı ve Louise isimli İskandinav restoranı da bu bölgede, onlara da şans verilebilir.

(fotoğraf için teşekkürler lofoten-fiskerestaurant.no ve restaurantlouise.no)

Gecelere akalIm dersenİz:

Oslo’da eminim ki çok iddialı gece kulüpleri vardır, araştırmak lazım:) Biz biraz daha kokteyl barları dolaşmayı tercih ettik.

Himkok:

Şehrin hemen merkezinde yer alan bu kokteyl barı bulmak çok kolay değil! Sokağa girdiğinizde dahi hangi binada olduğunu bulamıyorsunuz çünkü kapıda ne bir işaret ne de bir tabela yok! Bu durum sizi yanıltmasın, bu gizli kapaklı barThe World’s 50 Best Bars 2017 listesine 20.sırada yerleşmiş durumda!

 

(fotoğraf için teşekkürler worldsbestbar.com ve visitnorway.com)

2015 yılında açılan  Himkok, “Flavors of Norway” konsepti ile, bölgeye ait özel lezzetleri çok değişik kokteyller haline getirerek sunuyor.Tabi ki pek çok klasikleşmiş kokteyli de burda bulabiliyorsunuz. Hafta sonları oldukça kalabalık, yer bulmakta zorlanabilirsiniz ancak girişi sizi yanıltmasın, içerisi birden fazla kata yayılmış oldukça büyük bir mekan.

 

(fotoğraflar için teşekkürler visitnorway.com)

Torggata Botaniske:

Bugüne kadar gittiğiniz, muhtemelen, en değişik barlardan birisi Torggata Botaniske olacak. Burası, adından da anlaşıldığı üzere bir “botanik bar”! Barın tavanları ve duvarları sarmaşıklar ve bitkilerle kaplı. Hazırladıkları kokteyllerde de mekanın içerisinde yetiştirilen bitkileri kullanıyorlar. İçeri girdiğinizde gördüğünüz alanın dışında da arka tarafta yine masaların ve barın olduğu ancak pek çok bitkinin de yetiştirildiği ikinci bir alan da bulunuyor, yani aslında tüm mekan yemyeşil bir botanik bahçesi!

(fotoğraflar için teşekkürler visitoslo.com ve eatdrinkkl.com)

Mekanın içki menüsünü mevsime (o mevsimde yetişen bitkilere) göre sürekli yeniliyorlar, yani bir gittiğinizde içtiğiniz bir içkiyi birkaç ay sonra bulamama ihtimaliniz yüksek, ancak denediklerimizden anladığımız, ne içerseniz bayaa güzel çıkıyor, orası kesin:)!

(fotoğraflar için teşekkürler appettit.no ve eatdrinkkl.com)

Oslo, 2-3 gün zaman geçirmek için çok ama çok keyifli bir şehir. Hele ki yaz aylarında gittiyseniz çok geç batan güneşle beraber upuzun günlerin tadını çıkarabiliyorsunuz! Şehirde kısa bir hafta sonu tatili yapmak, ya da daha kapsamlı bir Norveç tatilinin başlangıcını burdan yapmak mümkün. Ama ne olursa olsun, mutlaka Fiskeriet’te yemek yiyin, tamam m??:)!

Yazı dizimizin bir sonraki kısmı, fjordların tam kalbinde yer alan ve bizleri deli gibi hayran bırakan Flam olacak, takipte kalın.

 

MADRİD’DE YEME İÇME KEYFİ

Madrid’de nereler gezilir görülür, bir önceki yazımızda anlatmıştık. Okumadıysanız burayı tıklayın, bir göz atın.

Şimdi de sıra en sevdiğimiz kısımda; nerde yiyelim içelim, nerde partileyelim:)!

Çatlayana kadar yemek!

Madrid’de doya doya yemek için en doğru adres kesinlikle Mercado de San Miguel!

Burası aslında Avrupa’daki pek çok şehirde denk gelebileceğiniz gibi bir pazar alanı tadında. Üzeri kapalı koskocaman bir alan, içerisinde de minik minik standlar ve cornerlar mevcut.

(fotoğraf için teşekkürler:spainattractions.es)

Orijinal bina 1916’da yapılmış, 2003’te yatırımcılar tarafından satın alınıp yenilenerek mevcut haliyle 2009’da yeniden açılmış. O gün bugündür de hem halkın hem turistlerin akınına uğruyor.

Mercado San Miguel içerisinde aklınıza gelebilecek her türlü yiyecek ve içecek bulmanız mümkün! Bir köşede deniz mahsülleri, başka bir köşede jamon iberico ve şarküteri çeşitleri, başka bir köşede taze meyveler…

“Pintxos” diye adlandırılan, minik ekmek dilimleri üzerinde lokmalık hazırlanan küçük lezzetler, tapas’lar, croquetas’lar, paella’lar..Aklınıza ne gelirse, marketin içinde farklı bir köşede mutlaka bulabiliyorsunuz.

Aynı şekilde alkol çeşitleri de bol bol var, içerde güzel bir şarap barı, nefis sangrialar ve caiprinhalar yapan standlar, alkolsüz içecek sevenlere taze meyve suları, kahve standları…

(fotoğraflar için teşekkürler mercadosanmiguel.es)

Burada yapılacak en güzel şey, markete girin, gözünüze kestirdiğiniz her yerden birer ikişer minik şeyler yiyin, bir sonraki standa devam edin…Kendinizi hemen ilk gördüğünüz yerde çok da doyurmayın, insan sonraki standları görünce üzülüyor sonra 🙂

Çİkolata sevenlere!

Churros ismi verilen kızarmış hamur tatlısı, şehrin en meşhur tatlılarından biri. Çoğunlukla bu hamurları çok yoğun sıcak çikolataya batırarak yiyiyorlar, tam bir şeker koması yani:)

(fotoğraf için teşekkürler helpmadrid.com)

Churros con chocolate ismi verilen bu lezzeti bulabileceğiniz en meşhur yer de Chocolateria San Gines. Puerto del Sol’da yer alan bu mekan 1894’ten beri açık! Kahvaltı için, gün arasında enerji kazanmak için ya da gece geç saatte yiyebiliyorsunuz, tatlı sevenlerdenseniz mutlaka deneyin!

(fotoğraf için teşekkürler chocolateriasangines.com/)

DÜnyanIn en eskİ restoranInda yemek yemek İsteyen?

Sobrino de Botin, Guiness World Records’a göre dünyanın en eski restoranıymış! 1725 yılında açılan restoran hala eski odun fırınlarını kullanıyor.

(fotoğraf için teşekkürler: travelever.com)

Oldukça eski tarzda dekore edilmiş bir mekan, yani çok modern bir yer beklemeyin.

Menüde de pek çok klasik İspanyol lezzetini bulmanız mümkün. Madrid’de yediğimiz en harika Jamon Iberico burdaydı, yemeden sakın dönmeyin! Ana yemeklerde de fırında pişirilmiş kuzu ve domuz etleri mekanın en meşhur lezzetleri.

(fotoğraf için teşekkürler: chubberblub.blogspot.com.tr)

Bu kadar eski bir yer olunca tabii önemli isimlere de ev sahipliği yapmış olması da normal. Hemingway’in müdavimi olduğu bir restoranmış burası! Ressam Francisco de Goya da bir süre garson ve bulaşıkçı olarak burda çalışmış.

Cİcİ bİcİ tapas keyfİ:

Madrid’in en güzel otellerinden Hotel ME Madrid Reina Victoria‘nın hemen yanı başşnda yer alan Ana La Santa, modern ve elegan bir ortamda nefis tapaslar sunuyor. Mekanda daha rahat oturabileceğiniz bir lounge / lobby alanı, keyifli bir bar, ve yemek masalarının olduğu dining kısmı mevcut. Çok sade ve keyifli dekore edilmiş bir mekan.

Menüde tapas çeşitlerini, alışık olduğunuzdan biraz farklı yorumlamalarla bulabiliyorsunuz. Lezzetli yemekler yiyip güzel şaraplar içelim, bunu da şık bir ortamda (ama çok da abartmadan) yapalım derseniz, Ana La Santa’yı mutlaka deneyin.

(fotoğraflar için teşekkürler 60by80.c0m ve madridalacarta.com)

Gecelere akalIm dİyenlere:

Madrid’de gece hayatı sevenler için pek çok seçenek mevcut, içki içip sohbet edebileceğiniz barlar ve sabahlara kadar çoşan kulüpler dolu! Biz iki tane mekanı gezdik, daha fazlasının keşfini size bırakıyoruz:)

The Roof:

Hotel ME Madrid Reina Victoria’nın çatı katında yer alan The Roof şehrin en gözde mekanlarından biri. Nefis bir manzaraya sahip olan bu barda akşam saatlerinde içkinizi yudumlayabilirsiniz. Mekan daha geç saatlerde ise tam bir gece kulübüne dönüşüyor,  müzik çok başarılı, içkiler ise nefis.

(fotoğraf için teşekkürler traveltain.com)

Sabaha kadar dans : Arts Club

Şehrin Salamanca bölgesinde yer alan Arts Club, akşam saatlerinde restoran & bar olarak hizmet veriyormuş. Biz gece 01:00’den sonra gittiğimizde ise çılgın bir kulüp halindeydi! Çok büyük bir alan değil, ancak muhteşem hip hop ve dans müzikleri çalan DJ’leri var! İçkiler de oldukça başarılı. Genellikle sabaha karşı 03:00 gibi kapatıyor ama o ana kadar içerdeki herkes dans ediyor! Eğer hala aynı DJ varsa, ki umarım vardır, sadece müzik için bile mutlaka gidin!

(fotoğraf için teşekkürler: megustamibarrio.es)

Biz Madrid’i pek sevdik, yediğimiz içtiğimiz herşeye bayıldık! Yeni yerler keşfeden olursa bize de haber verin, belli olmaz, yine gideriz belki:)

 

 

MADRID’DE LONG WEEKEND

İtiraf edelim, gitmeden ne işimiz var yaa, orası da bi nevi Ankara, deniz yok su yok fln diyip durduk! (Ankaralılar kızmasın, gücenmesin:))

Ama Madrid, daha gittiğimiz ilk günden bizi şaşırttı, aslında ne kadar yaşanılası, güzel ve de rahat bir şehir olduğunu kanıtladı. Fırsat olsa kalk git yerleş yani!

Eğer yakınlarda 3-4 günlüğüne bir Avrupa tatili yapasınız varsa, Madrid’i mutlaka listeye alın.

Bu yazıda nereleri gidelim görelim kısmı var, nerde yer içer eğleniriz kısmı bir sonraki yazımızda!

(fotoğraf için teşekkürler telegraph.co.uk)

BaŞkent HayatI:

Madrid, malum, İspanya’nın başkenti ve de en büyük şehri. Şehir 1561 yılından beri başkent, şu anda da yaklaşık 4 milyonluk bir nüfusa sahip.

 

Başkent olmanın verdiği ağırlıktan olsa gerek, acayip de düzenli bir şehir! Yollar, binalar, insanlar son derece şık, düzenli ve de ağırbaşlı duruyor.

Şehir merkezinde koca koca gökdelenlere rastlamak pek mümkün değil. Pek çok Avrupa şehrinde olduğu gibi şehir merkezini olabildiğince eskiye uygun tutmaya çalışmışlar, eski binalar, tarihi yapılar korunmuş, hiç biri dev binaların gölgesinde bırakılmamış.

Bu nedenle de gökyüzünü rahatlıkla gördüğünüz bir şehir, üstelik şehrin alametifarikası haline gelmiş pek çok meydan da yine nefes almanızı sağlayan noktalar yaratıyor. (Avrupa şehir yapısının sanırım ev sevdiğim yanı bu irili ufaklı şehir meydanları…)

YeŞİl, YEŞİl ve YeŞİl:

Bir başkentten pek beklemezdik, ama Madrid’de pek çok parka ve yeşil alana rastlamanız mümkün.

Casa de Campo, şehrin en büyük parkı. (büyük derken, New York’taki Central Park’n 5 katı büyüklüğünde bir alandan bahsediyoruz!) Bir zamanlar, pek çok büyük şehir parkı gibi, çok güvenli bir yer değilken artık hem yerli halkın hem turistlerin rahatlıkla gittiği, yürüyüş yaptığı, bisiklete bindiği keyifli bir alan haline gelmiş. Özellikle bahar aylarında ya da sonbaharda giderseniz asla bu parkı görmeden dönmeyin diyorlar.

(fotoğraf için teşekkürler mad4madrid.com)

Diğer gezilesi görülesi parklar da El Retiro Park ve Royal Botanical Garden. Beni bunlar da kesmez derseniz, şehrin en iyi 10 parkı listeleri burada! (İstanbul’da yaşıyorsanız, en iyi 10 park lafı bile sizi üzmüştür eminim)

(fotoğraf için teşekkürler madridsensations.com)

Meydanlar Şehrİ:

Madrid’i gezmek demek meydan gezmek demek:)

Bunların en bilenini de Plaza Mayor. 17.yy’da yapılmış bu kocaman dikdörtgen meydana, tam 9 farklı noktadan girilebiliyor. Meydanın etrafını 3 katlı bir bina çeviriyor, tam 237 balkonla beraber! Bu binada hem evler hem de pek çok restoran, mağaza ve cafe bulmanız mümkün. Meydanın en ortasında ise Philipp III’un dev bir heykeli mevcut. Meydanı kısaca gezdikten sonra burdaki mekanlardan birine oturup bir kahve ya da şarap keyfi yapmak en güzeli:)

Plaza Mayor’un çok yakınında, şehrin en merkezi noktası diyebileceğimiz bir diğer meydan da Puerta del Sol. Bir nevi Taksim meydanı, neredeyse tüm otobüs ve metro hatlarının kesişim noktası burası. Meydanda pek çok ünlü markanın mağazalarına, restoran ve cafelere rastlamanız mümkün. Kral Carlos III’e ait bir heykel, meşhur saat kulesi, şehrin simgesi olan ayı & çilek ağacı heykeli ve Madrid’in merkezi kabul edilen kaldırım taşı (0km) burada.

Yılbaşında Madrid’de olacaksanız da asıl meydan burasıymış. Her yılbaşı gecesi insanlar Sol Meydanı’nda toplanıp, bu saate bakarak, 12’ye 12 saniye kala, her saniyede bir üzüm yiyerek yeni yılın gelişini kutlarlarmış. Bu olay her sene tüm İspanyol televizyonlarından canlı yayınlanırmış:)

(fotoğraf için teşekkürler spain.info)

sanat ve tarİH:

Palacio Real Madrid

Kraliyet ailesinin resmi konutu, ancak günümüzde sadece resmi davetler için kullanılıyor. (Aile artık Madrid’in biraz dışında, Zarzuela Sarayı’nda yaşıyormuş.) Bunun dışında da turistlerin ziyaretine açık bir mekan. Saray, 18.yy’da yapılmış, 135.000m2’lik bir bina. İçerisinde tam 3418 oda mevcut! Biz içerisini gezmedik, ama dışaardan bile oldukça etkileyici bir bina, nefis de bir bahçesi var. Vaktiniz varsa mutlaka bir göz atın.

 

(Fotoğraf için teşekkürler madridcitytours.com)

MUSEO DEL PRADO

Madrid’in en önemli ve en çok ziyaret edilen müzelerinden biri olan Museo Del Prado, 1819 yılında açılmış. Müzenin yer aldığı bina 1785 yılında yapılmış. 8600’den fazla resim ve 700’den fazla heykel sergileniyor. Velazquez, Goya, Raphael, Rubens ve Bosch gibi isimlerin, ve pek çok önemli İtalyan, İspanyol ve Flemenk sanatçının daha eserleri yer alıyor.

(fotoğraf için teşekkürler spanishculture.com)

Museo Reina Sofia

Şehrin “20.yy sanat müzesi” diye adlandırabileceğimiz Museo Reina Sofia‘nın en önemli parçası, Picasso’nun en meşhur eserlerinden Guernica. Picasso’nun pek çok başka eserinin yanı sıra, Dali, Joan Miro ve 20.yy’ın pek çok önde gelen İspanyol ressamının eserleri müzede sergileniyor.

(fotoğraf için teşekkürler wikimedia.org)

Museo Thyssen-Bornemisza

Şehrin sanat üçgeni diye adlandırılan içlemenin son durağı ise Museo Thyssen-Bornemisza. Baron Heinrich Thyssen Bornemisza’nın kişisel koleksiyonu ile açılmış, dünyanın en büyük kişisel koleksiyonlarından biri olarak nitelendiriliyor. Koleksiyonda 7. yy’dan bugüne İtalyan, Flaman, Alman, İspanyol ve Fransız sanatçıların eserleri mevcut.

(fotoğraf için teşekkürler spanishculture.com)

FUTBOLSUZ MADRID OLUR MU!

Madrid dendi mi Real Madrid akla gelmeden olmaz! Bu efsanevi takımın stadı Estadio Santiago Bernabeu da şehrin görülmesi gereken noktalarından biri. Şehrin içinde yer alan bu dev stad, 1947 yılında yapılmış.  Stad içerisine turlar düzenleniyor, kapıdan bilet alıp içeri girip stadı dolaşabiliyorsunuz. Ya da tabi hazır Madrid’deyken, bi maça da gitmeyi deneyebilirsiniz:)

(fotoğraf için teşekkürler realmadrid.com)

Madrid’de yapacak şey bulmak kolay. İster sokak sokak dolaşın, alışveriş yapıp yemek yiyin, ister (hava güzelse) parklarda yayılın ya da müze müze gezin. Tam bir long weekend Avrupa şehri.

Şehirde ne yenir ne içilir, nerde eğlenilir kısımları ise diğer yazımızda, okumadan gitmeyin:)

ŞEHİRDEKİ HER YERİ GÖRDÜK, HALA DA BURDAYIZ DİYENLERE BONUS:

Eğer Madrid’i doya doya gezdik ama daha dönüşe de var diyorsanız, Madrid’den yaklaşık yarım saat bir tren yolculuğu ile Toledo şehrine gidebiliyorsunuz. (kendi başınıza gitmek istemezseniz de tam gün veya yarım günlük geziler de mevcut, çeşitli tur şirketlerinin düzenlediği) Şehir, 1986 yılından beri UNESCO Dünya Mirası listesinde. Yüzyıllar boyu Müslüman, Musevi ve Hristiyan toplumların bir arada yaşadığı kent bu nedenle “3 kültürün şehri” olarak adlandırılıyor.

Madrid gezinize güzel bir ekleme olabilir, biz gidemedik, çok aklımızda kaldı!

(fotoğraf için teşekkürler getyourguide.com)

AKATLAR’DA JAPON LEZZET??: M??YAB?? SUSHI & JAPANESE GRILL

Japon mutfa????n?? seviyoruz! ??stanbul???daki t??m sushicileri, japon restoranlar??n?? da gezmeden denemeden durmak yok!

Miyabi Sushi & Japanese Grill de bu turlar aras??nda denenen, sonra ??ok bi sevilen, ve art??k s??k s??k gidilen japon mutfa???? mekanlar??m??zdan oldu.

Akatlar???da veya yak??nlarda oturuyorsan??z zaten gitmemi?? olman??z imkans??z, ama ka????ranlar i??in detaylar hemen ??imdi burda.

Ara sokakta japon lezzetler??:

Akatlar, yani eskinin sakin sessiz ev mahallesi, art??k ??stanbul???un en nefis lezzetlerine en sahipli??i yap??yor, buras?? zaten hepimizce malum.

Yaren Sokak???ta yan yana dizili bir ??ok keyifli restoran aras??nda belki en eskisi, ve de semtin ilk gurme lezzetlerinden biri de Miyabi Sushi & Japanese Grill. (yan??lm??yorsam 2014???ten beri burdalar)

 

(foto??raf i??in te??ekk??rler theguideistanbul.com)

Mekan ??ok b??y??k de??il, i?? k??s??mda hem masalar hem de minik bir bar k??sm?? mevcut. Havalar g??zelken mekan??n hemen ??n??ndeki a????k alanda da servis yap??yorlar. (az masa olmas??ndan dolay?? hafta sonlar?? veya ak??am saatleri gidecekseniz, ??nden rezervasyon yapmakta da fayda var)

Ne y??yel??m?

E sushiciye geldik, ne yiyece??iz ki demeyin. Buraya gelip de sushiden ba??ka bir??ey yemem diyenler, bence ??ok acele karar vermeyin.

Miyabi???nin en muhte??em lezzetleri, Teppanyakiler!

??zellikle beef teppanyaki ve kocaman, a????r?? lezzetli deniz taraklar??ndan yapt??klar?? Scallop Teppanyaki!

Beef Teppanyaki

(foto??raf i??in te??ekk??rler miyabisushi.com.tr)

Teppanyaki, asl??nda??Japon mutfa????n??n en ??nemli pi??irme tekniklerinden biri. Yemekler, k??zg??n demir bir sa?? ??zerinde (Teppan) pi??iriliyor. Zaten kelimenin tam anlam?? da “k??zg??n sa??ta ??zgara edilmi??” demek. Bu teknikle et, deniz mahs??lleri, sebze, akl??n??za gelen her ??eyi pi??irip ??ok lezzetli yemekler haline getirebiliyorlar. Miyabi’de de k??zg??n sa??ta pi??irilmi?? nefis etler ve sebzeleri, ??ok lezzetli soslarla birle??tirip servis ediyorlar.

Porsiyonlar?? epey b??y??k geliyor, dolay??s??yla tek bir tepenyaki ile rahat rahat doyman??z m??mk??n. E??er akl??n??z roll???larda kald??ysa bile, payla????ml??k bir teppanyaki olay??na girin derim. Mekan??n en ba??ar??l?? lezzetleri kesinlikle bunlar!

Scallop Teppanyaki

(foto??raf i??in te??ekk??rler miyabisushi.com.tr)

Bunun yan??nda tabi ki bol bol sushi & roll se??ene??iniz var 🙂

Roll???lardan panelenmi?? ??stakozlu Lobster Dynamite Roll, deniz tara???? ve avokadolu, ??zeri somon kapl?? Beauty Roll ve taze somon tartar & y??lan bal??kl?? Rock N??? Roll en fovarilerimiz.

 

(Sashimileri de gayet ba??ar??l??, ama bence sashimi yiyecekseniz tek mekan Itsumi:) Itsumi yaz??m??z?? okumak isteyenler buraya.

Yak??nlarda oturuyorsan??z, keyifli bir Japon ak??am?? yapal??m derseniz mutlaka gidin, deneyin. Bu arada ???ay hi?? evden de ????kas??m yok ya??? derseniz, eve sipari?? de getiriyorlar, akl??n??zda olsun:)

(foto??raf i??in te??ekk??rler miyabisushi.com.tr)

HADİ YAZ GERİ GELSİN DİYENLERE: HVAR

Yazın tembelliği bittiğine, serin havalara ve şehre geri döndüğümüze göre yazılara devam 🙂

Tatil sonrası ilk yazı bu madem, konusu da yine yaz, yine tatil olsun! (Bu seferki biraz uzun bir hafta sonu planı önerisi, ama olsun, kim demiş hafta sonları hep kısa olacak diye:)!)

Hadİ yaz gerİ gelsİn: DalmaÇya KIyIlarI ve Hvar!

Gittikçe popülerleşen seyahat rotası Hırvatistan’ın Adriyatik Denizi’ndeki nefis adalarından biri Hvar. Yaklaşık 300km2 bir alan kaplayan ince uzun bu ada, Hırvatistan’ın Adriyatik’teki dördüncü büyük adası. Yakınlarında Brac, Vis, Korcula gibi adalar da mevcut. Yine de aralarında en meşhuru Hvar olmuş.

Adanın tarihi milattan önceki dönemlere kadar uzanıyor, ilk dönemlerde farklı kavimlere ve sonrasında Yunanlılara ev sahipliği yapmış olan ada, M.S 7.yy itibariyle Hırvat Krallığı’nın eline geçiyor,o gün bugündür de Hırvat toprakları olarak hayatına devam ediyor.

Ada havasI:

Hvar, tam bir Akdeniz iklimine sahip. Yazlar bol güneşli ve sıcacık! Kışlar da oldukça yumuşak geçiyor diyorlar, hatta bir söylentiye göre olur da gittiğiniz günlerde, yağmur mevsimiyse ve günde 4 saatten daha uzun yağmura denk gelirseniz, kaldığınız otellerden indirim alıyormuşsunuz. Hele kara denk gelirseniz, sizden ücret almıyorlarmış! Güneşli günlerine bu kadar güveniyorlar yani!

Ada, oldukça büyük. Dolayısıyla içerisinde birbirinden farklı minik kasaba ve köyler mevcut. Bunların en büyükleri Hvar, Stari Grad, Vrboska, Jelsa ve Sucuraj. Zaten otellerin de çoğu bu bölgelerde toplanmış durumda.

Fotoğraf için teşekkürler island-hvar.info

 

Masmavİ gÜnler:

Biz adanın en büyük kasabası olan Hvar Town’da kaldık. Burası zaten adaya gelen feribotların da çoğunun uğradığı liman, dolayısıyla en merkezi yer diyebiliriz.

(fotoğraf için teşekkürler visit-hvar.com)

İndiğiniz liman tam bir ortacağ meydanı! Taş sokaklar, kocaman kilise ve saat kuleleri, eski binalar…Daha ayak basar basmaz adanın sıcak tarihi sizi kucaklıyor.

Adada yapacağınız en güzel şey, yazın gittiğinizi düşünürsek, denize girmek ve teknelerle denize açılmak! Adanın pek çok farklı yerinde irili ufaklı plajlar mevcut. Çoğunda şezlong / şemsiye gibi imkanlar ve yeme içme yerleri bulmanız mümkün. Bazıları ise çok daha el değmemiş küçük koylar ve plajlar. Aslında en iyisi adaya ayak bastığınızda yerli birilerine danışmak, herkesin kendine göre bir favori plajı oluyor:)

Adanın tadını çıkarmanın çok daha iyi bir yolu ise günübirlik (ya da daha uzun süreli) tekneler kiralamak. Bu sayede kaldığınız kasabaya çok da bağlı kalmadan kocaman adanın çok daha farklı köşelerini, ve hatta yakınlardaki minik adacıkları, koyları deniz altı mağaralarını keşfedebiliyorsunuz.

Nerede kalInIr?

Hvar’da pek çok otel bulmanız mümkün. Bizim önerimiz, AirBnb seçeneklerini de mutlaka değerlendirmeniz olacak. Otellere kıyasla çok daha karşılığını kat kat alabileceğiniz fiyatlarda evler bulmanız olası. Deniz manzaralı koskocaman balkonlu bir evi eminim minik bir otel odasına tercih edersiniz:)

Önemli bir not, adada taksiler çok pahalı! Üstelik her istediğinizde bulamıyorsunuz, telefonla çağırsanız bile epey beklemeniz gerekebiliyor. Bunun aksine, araba kiralama son derece ucuz! (tamam, son model arabalar çıkmıyor karşınıza, ama adada işinizi görecek kadar çeşit mevcut) Bence, taksi olayına hiç girmeyin, adaya ayak basar basmaz bir araba kiralayın, rahat edin.

(fotoğraf için teşekkürler: visit-hvar.com)

NasIl gİdİlİr?

İstanbul’dan gidecekseniz 2 alternatifiniz var.

Önce Zagrep’ e sonra Split’e uçup, Split’ten feribot veya katamaranlarla adaya geçebilirsiniz. Katamaranlarla ilgili bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.

Ya da Dubrovnik’e uçup, yine feribot veya katamaranla adaya geçebilirsiniz. THY‘nin hem Zagrep hem de Dubrovnk uçuşları mevcut.

Çok yakın değil belki, ama 3-4 gecelik bir long weekend planınız olursa, ya da daha uzunu, önümüzdeki sıcak günler için mutlaka aklınızda olsun!

CUNDA’DA HAFTA SONU KEYF??

Havalar hala ??s??namad??, bir ???bahar keyfi??? ya da ???yaz geliyor??? moduna giremedik bir t??rl??…Yine de, g??zel havan??n oldu??u bir hafta sonuna denk gelirseniz ve k??sac??k bir tatil yapmak isterseniz, Cunda akl??n??zda olsun.

CUNDA:

Alibey??Adas????ya da daha bilindik ad??yla??Cunda, Bal??kesir’in Ayval??k il??esine ba??l?? bir??ada, daha do??rusu Ayval??k Adalar?? diye bilinen b??y??kl?? k??????kl?? yakla????k 22 adadan biri.

Tabi ada dedi??imize bakmay??n, bir k??pr?? ile (hatta ??lkenin ilk ???bo??az k??pr??s????? diyorlar buna) Ayval??k???a ba??lanm???? durumda art??k. (K??pr??y?? de yeniliyorlar san??r??m, son derece ??irkin bir beton y??????n?? halinde ??u anda, hay??rl?? olsun…)

Ege???deki pek ??ok yerle??im yeri gibi burda da bol bol eski Rum evleri ve dar sokaklar?? bulmak m??mk??n. Asl??nda ufac??k bir yer, ama pek bi ??irin mekanlar mevcut. 1-2 g??nden fazla kal??nmaz ama s??yleyelim, tam hafta sonu mekan??.

NERDE YER ????ER??Z:

Cunda, bal??k????lar??, deniz mahs??lleri ve de ??zellikle mezeleri ile me??hur! Tabi bir de lokmac??lar??yla:) Deniz kenar??na dizili onlarca restoran bulman??z m??mk??n, ??o??u da hi?? fena de??il. Yine de bir ka?? ??neri verelim hemen:

Moshos Taverna:

Cunda???n??n i??inde, 200 y??ll??k ta?? bir bina i??erisinde yer al??yor. Mezeler ve yemekler olduk??a lezzetliydi, ??stelik canl?? Yunan M??zi??i de mevcut. Hem g??zel yemek yemek hem biraz e??lenmek i??in tatl???? bir mekan.

K??rfez Restoran ??? Sal??h?????n Yer??:

Yine Cunda???n??n i??erisinde, ama deniz kenar??nda de??il bir s??ra arka sokakta yer alan bir bal??k????, ama kesinlikle gitmeye de??er.

Men??de bol miktarda y??resel otlarla yap??lm???? mezeler g??rmeniz olas??, ayr??ca kalamar dolma ya da ka??arl?? midye gibi lezzetli ara s??caklar da bol bol var. Gitti??imizde yedi??imiz her??eyden ??ok memnun kald??????m??z, servisi h??zl?? ve de hesap gelince ???bu ne yaa b??yle??? diye kavga ????karmad??????m??z hatta ???e iyiymi?? yaa??? dedi??imiz bir yer. Mutlaka deneyin derim:)

Uno Pizza:

Cunda???ya gelip de pizza m?? yenir demeyin:) Ak??ama rak?? var, ????leni hafif ge??irelim fln derseniz Cunda???n??n ara sokaklar??ndaki Uno tam gitmeniz gereken yer.

Pizzalar?? incecik yap??yorlar, ??stelik salatalar?? da ??ok lezzetli. Mesela biz kekikli Cunda peyniri ile yap??lan bu salatay?? pek sevdiydik.

Mekan??n ??e??itli kokteyllerden olu??an bir men??s?? de mevcut, hani can??n??z ??ekerse.

 

 

Ta?? Kahve:

Cunda???n??n en me??hur ???kahvesi???. Yakla????k 150 y??ll??k kocaman bir binada yer al??yor, Cunda???ya her gelen de mutlaka buraya u??ruyor.

San??r??m yemek de var, ama biz kahvalt??ya ve kahve i??meye gittik.

A????k??as?? kahvalt??s??nda ??ok da ah??m ??ah??m bir ??ey yok. Evet, gelen ??eyler (peynirler zeytinler vs) lezzetli ama ??ok istisnai bir lezzet yok. Sadece gelen vi??ne soslu lor denemeye de??erdi, ama onun da daha g??zelini ba??ka yerlerde bulman??z olas??. Sahanda yumurtalar ise yenilmeyecek kadar ya??l??, zeytinya????nda y??zerek geldi, bence hi?? sipari?? etmeyin daha iyi.

Bu mekan??n tad??n?? ????karman??n en iyi yolu oturup g??zel bir T??rk kahvesi i??mek, eski binan??n dokusunda ??n??n??zdeki deniz manzaras??n?? izlemek. Ha bir de hemen ??n??ndeki dondurmac?? bayaa iyi:)

DEN??ZE NERDEN G??RER??Z:

Cunda, Kuzey Ege’de olmas??ndan kaynakl??, suyu so??uk ama nefis bir b??lge. Buzz gibi denizden ho??lan??yorsan??z buray?? kesin seversiniz:) Adan??n ??e??itli yerlerinde plajlar mevcut.

Konforum yer??nde olsun d??yen, Beach Club Sevenlere : Ortun??

Ortun?? Otel’e g??nl??k olarak, beach club i??in giri?? yapabiliyorsunuz. Giri?? ??creti biraz y??ksek, 150 TL, ve tabi buna ??ezlong & havlu d??????nda bir??ey dahil de??il.

Ancak burada sessiz sakin bir koydaki tek mekan olarak g??zel bir g??n ge??irmeniz m??mk??n. Zeytin a??a??lar?? aras??nda, ??imenlerde g??ne??lenip??iskeleden ya da y??r??yerek denize girebiliyorsunuz. Yemekler muhte??em:)! Olduk??a g??zel kokteyl yapan da bir barlar?? mevcut.

PLAJDa L??KS ARAMAM D??YENLERE: pater????a??KOYU

Adan??n K??????kuyu k??sm??na bakan plaj. Burada yanyana dizilmi?? mini “beach clublar” bulabiliyorsunuz, ismi sizi yan??ltmas??n beach club dediysek iskele, ??ezlong veren, yeme i??me imkan?? olan ama olduk??a sala??, basit yerler.

Biz bunlardan B??y??kl?? Beach’e gittik. Sezon ba???? olmas?? nedeniyle – hava da s??per de??ildi o g??n – ??ok keyifli oldu??unu s??ylemem ama deniz g??zel g??z??k??yordu. Ha bir de sadece 2 saat kald??????m??z ve bizden ba??ka kimsenin olmad?????? bir g??nde bizden ??ezlong paras?? alarak bizi ??ok k??rd??lar. Biz bir daha B??y??kl?? Beach’e gitmeyiz, sizin de akl??n??zda olsun.

PLAJ DED??N M?? EN SALA??I OLSUN D??YENLERE: ADA CAMPING??

Ortun??’un hemen yan?? ba????nda, adan??n en bilinen yerlerinden biri. Burada dilerseniz kamp yapabiliyorsunuz ya da plaj i??in gelebiliyorsunuz. Son derece sala?? bir yer,??biz pek sevemedik, ama severseniz deneyin tabi:)

NERDE KALALIM:

ORTUN?? HOTEL:

Para pul derdiniz yoksa, kesinlikle hi?? d??????nmeden Ortun??’ta kal??n! ??Dinlenmek, nefis bir koyda denize girmek ve de inan??n bir otelde yiyebilece??iniz en lezzetli ??eyleri yemek i??in tek gidilecek yer. Burdan hi?? ????kmadan harika bir hafta sonu ge??irmeniz m??mk??n.

 

1980 y??l??nda, Necla – Orhan Tun?? ??ifti taraf??ndan kurulmu?? bir aile i??letmesi asl??nda, ??imdi ikinci ku??ak i??i devralm???? devam ediyor. Nefis bir koyda tek ba????na yer alan bir tesis, dolay??s??yla son derece sessiz ve sakin.

2 katl?? binalardan olu??an bir otel, i??erisinde (gitmedik ama duydu??umuza g??re) ??ok ba??ar??l?? bir SPA’s?? mevcut. Yemekler ise – inan??n abartm??yorum – efsane! Evet, olduk??a pahal?? bir mekan ama kar????l??????n?? da veriyor.

Mola Cunda Hotel:

Biraz daha uygun fiyatl?? bir yer ar??yorsan??z, ya da Ortun?? uzak kal??yor, Cunda’n??n i??inde kalal??m derseniz Mola Cunda ??ok do??ru bir se??enek olabilir. Buras?? da 2 katl?? bir binadan olu??an bir otel, ortas??nda ise i??erisinde bir havuz da bulunan ye??illikli bir avlu ve g??ne??lenme alanlar?? mevcut. (yaln??z havuz olduk??a s????, y??zmekten ziyade serinlemek i??in girmelik:)

Odalar ufak ama tertemiz. Kahvalt??s??n?? biz ??ok be??endik, se??enekler hem bol hem de lezzetliydi. ????len yeme??i i??in de yine pizzalar, zeytinya??l?? yemekler gibi se??enekler bulabiliyorsunuz. Dikkatimizi ??eken ise, g??n boyu nefis m??zik ??al??yorlar! Akustik coverlar, arada Depeche Mode’lar U2’lar, biraz rum ezgileri vs, baya tatl?? bir play listleri mevcut:) Bence gayet keyifli, her zaman gidip kal??nacak bir Cunda oteli.

NASIL G??DER??Z:

Valla yak??n zamana kadar herkes arabayla gidiyordu, ??stanbul???dan ??? e??er deli bir ????f??r de??ilseniz ??? yakla????k 7 saat gibi s??ren bir yolu var.

G??zel haber, art??k u??akla gitmek m??mk??n! Hem Pegasus???un hem de THY???nin ??stanbul???dan Edremit???e u??u??lar?? var. Yakla????k 40dk s??ren bir u??u??un ard??ndan 40-45dk bir araba yolculu??uyla Cunda???ya varman??z m??mk??n. Bence hi?? araba diye kasmay??n, pa??a pa??a u??akla gidin:)

K??sa bir dinlenme, biraz yeme i??me, hava g??zelse denize girme hafta sonu isterseniz ama taa Bodrum’a ??e??me’ye de gidemem derseniz, Cunda g??zel bir alternatif, akl??n??zda olsun:)