MADRİD’DE YEME İÇME KEYFİ

Madrid’de nereler gezilir görülür, bir önceki yazımızda anlatmıştık. Okumadıysanız burayı tıklayın, bir göz atın.

Şimdi de sıra en sevdiğimiz kısımda; nerde yiyelim içelim, nerde partileyelim:)!

Çatlayana kadar yemek!

Madrid’de doya doya yemek için en doğru adres kesinlikle Mercado de San Miguel!

Burası aslında Avrupa’daki pek çok şehirde denk gelebileceğiniz gibi bir pazar alanı tadında. Üzeri kapalı koskocaman bir alan, içerisinde de minik minik standlar ve cornerlar mevcut.

(fotoğraf için teşekkürler:spainattractions.es)

Orijinal bina 1916’da yapılmış, 2003’te yatırımcılar tarafından satın alınıp yenilenerek mevcut haliyle 2009’da yeniden açılmış. O gün bugündür de hem halkın hem turistlerin akınına uğruyor.

Mercado San Miguel içerisinde aklınıza gelebilecek her türlü yiyecek ve içecek bulmanız mümkün! Bir köşede deniz mahsülleri, başka bir köşede jamon iberico ve şarküteri çeşitleri, başka bir köşede taze meyveler…

“Pintxos” diye adlandırılan, minik ekmek dilimleri üzerinde lokmalık hazırlanan küçük lezzetler, tapas’lar, croquetas’lar, paella’lar..Aklınıza ne gelirse, marketin içinde farklı bir köşede mutlaka bulabiliyorsunuz.

Aynı şekilde alkol çeşitleri de bol bol var, içerde güzel bir şarap barı, nefis sangrialar ve caiprinhalar yapan standlar, alkolsüz içecek sevenlere taze meyve suları, kahve standları…

(fotoğraflar için teşekkürler mercadosanmiguel.es)

Burada yapılacak en güzel şey, markete girin, gözünüze kestirdiğiniz her yerden birer ikişer minik şeyler yiyin, bir sonraki standa devam edin…Kendinizi hemen ilk gördüğünüz yerde çok da doyurmayın, insan sonraki standları görünce üzülüyor sonra 🙂

Çİkolata sevenlere!

Churros ismi verilen kızarmış hamur tatlısı, şehrin en meşhur tatlılarından biri. Çoğunlukla bu hamurları çok yoğun sıcak çikolataya batırarak yiyiyorlar, tam bir şeker koması yani:)

(fotoğraf için teşekkürler helpmadrid.com)

Churros con chocolate ismi verilen bu lezzeti bulabileceğiniz en meşhur yer de Chocolateria San Gines. Puerto del Sol’da yer alan bu mekan 1894’ten beri açık! Kahvaltı için, gün arasında enerji kazanmak için ya da gece geç saatte yiyebiliyorsunuz, tatlı sevenlerdenseniz mutlaka deneyin!

(fotoğraf için teşekkürler chocolateriasangines.com/)

DÜnyanIn en eskİ restoranInda yemek yemek İsteyen?

Sobrino de Botin, Guiness World Records’a göre dünyanın en eski restoranıymış! 1725 yılında açılan restoran hala eski odun fırınlarını kullanıyor.

(fotoğraf için teşekkürler: travelever.com)

Oldukça eski tarzda dekore edilmiş bir mekan, yani çok modern bir yer beklemeyin.

Menüde de pek çok klasik İspanyol lezzetini bulmanız mümkün. Madrid’de yediğimiz en harika Jamon Iberico burdaydı, yemeden sakın dönmeyin! Ana yemeklerde de fırında pişirilmiş kuzu ve domuz etleri mekanın en meşhur lezzetleri.

(fotoğraf için teşekkürler: chubberblub.blogspot.com.tr)

Bu kadar eski bir yer olunca tabii önemli isimlere de ev sahipliği yapmış olması da normal. Hemingway’in müdavimi olduğu bir restoranmış burası! Ressam Francisco de Goya da bir süre garson ve bulaşıkçı olarak burda çalışmış.

Cİcİ bİcİ tapas keyfİ:

Madrid’in en güzel otellerinden Hotel ME Madrid Reina Victoria‘nın hemen yanı başşnda yer alan Ana La Santa, modern ve elegan bir ortamda nefis tapaslar sunuyor. Mekanda daha rahat oturabileceğiniz bir lounge / lobby alanı, keyifli bir bar, ve yemek masalarının olduğu dining kısmı mevcut. Çok sade ve keyifli dekore edilmiş bir mekan.

Menüde tapas çeşitlerini, alışık olduğunuzdan biraz farklı yorumlamalarla bulabiliyorsunuz. Lezzetli yemekler yiyip güzel şaraplar içelim, bunu da şık bir ortamda (ama çok da abartmadan) yapalım derseniz, Ana La Santa’yı mutlaka deneyin.

(fotoğraflar için teşekkürler 60by80.c0m ve madridalacarta.com)

Gecelere akalIm dİyenlere:

Madrid’de gece hayatı sevenler için pek çok seçenek mevcut, içki içip sohbet edebileceğiniz barlar ve sabahlara kadar çoşan kulüpler dolu! Biz iki tane mekanı gezdik, daha fazlasının keşfini size bırakıyoruz:)

The Roof:

Hotel ME Madrid Reina Victoria’nın çatı katında yer alan The Roof şehrin en gözde mekanlarından biri. Nefis bir manzaraya sahip olan bu barda akşam saatlerinde içkinizi yudumlayabilirsiniz. Mekan daha geç saatlerde ise tam bir gece kulübüne dönüşüyor,  müzik çok başarılı, içkiler ise nefis.

(fotoğraf için teşekkürler traveltain.com)

Sabaha kadar dans : Arts Club

Şehrin Salamanca bölgesinde yer alan Arts Club, akşam saatlerinde restoran & bar olarak hizmet veriyormuş. Biz gece 01:00’den sonra gittiğimizde ise çılgın bir kulüp halindeydi! Çok büyük bir alan değil, ancak muhteşem hip hop ve dans müzikleri çalan DJ’leri var! İçkiler de oldukça başarılı. Genellikle sabaha karşı 03:00 gibi kapatıyor ama o ana kadar içerdeki herkes dans ediyor! Eğer hala aynı DJ varsa, ki umarım vardır, sadece müzik için bile mutlaka gidin!

(fotoğraf için teşekkürler: megustamibarrio.es)

Biz Madrid’i pek sevdik, yediğimiz içtiğimiz herşeye bayıldık! Yeni yerler keşfeden olursa bize de haber verin, belli olmaz, yine gideriz belki:)

 

 

MADRID’DE LONG WEEKEND

İtiraf edelim, gitmeden ne işimiz var yaa, orası da bi nevi Ankara, deniz yok su yok fln diyip durduk! (Ankaralılar kızmasın, gücenmesin:))

Ama Madrid, daha gittiğimiz ilk günden bizi şaşırttı, aslında ne kadar yaşanılası, güzel ve de rahat bir şehir olduğunu kanıtladı. Fırsat olsa kalk git yerleş yani!

Eğer yakınlarda 3-4 günlüğüne bir Avrupa tatili yapasınız varsa, Madrid’i mutlaka listeye alın.

Bu yazıda nereleri gidelim görelim kısmı var, nerde yer içer eğleniriz kısmı bir sonraki yazımızda!

(fotoğraf için teşekkürler telegraph.co.uk)

BaŞkent HayatI:

Madrid, malum, İspanya’nın başkenti ve de en büyük şehri. Şehir 1561 yılından beri başkent, şu anda da yaklaşık 4 milyonluk bir nüfusa sahip.

 

Başkent olmanın verdiği ağırlıktan olsa gerek, acayip de düzenli bir şehir! Yollar, binalar, insanlar son derece şık, düzenli ve de ağırbaşlı duruyor.

Şehir merkezinde koca koca gökdelenlere rastlamak pek mümkün değil. Pek çok Avrupa şehrinde olduğu gibi şehir merkezini olabildiğince eskiye uygun tutmaya çalışmışlar, eski binalar, tarihi yapılar korunmuş, hiç biri dev binaların gölgesinde bırakılmamış.

Bu nedenle de gökyüzünü rahatlıkla gördüğünüz bir şehir, üstelik şehrin alametifarikası haline gelmiş pek çok meydan da yine nefes almanızı sağlayan noktalar yaratıyor. (Avrupa şehir yapısının sanırım ev sevdiğim yanı bu irili ufaklı şehir meydanları…)

YeŞİl, YEŞİl ve YeŞİl:

Bir başkentten pek beklemezdik, ama Madrid’de pek çok parka ve yeşil alana rastlamanız mümkün.

Casa de Campo, şehrin en büyük parkı. (büyük derken, New York’taki Central Park’n 5 katı büyüklüğünde bir alandan bahsediyoruz!) Bir zamanlar, pek çok büyük şehir parkı gibi, çok güvenli bir yer değilken artık hem yerli halkın hem turistlerin rahatlıkla gittiği, yürüyüş yaptığı, bisiklete bindiği keyifli bir alan haline gelmiş. Özellikle bahar aylarında ya da sonbaharda giderseniz asla bu parkı görmeden dönmeyin diyorlar.

(fotoğraf için teşekkürler mad4madrid.com)

Diğer gezilesi görülesi parklar da El Retiro Park ve Royal Botanical Garden. Beni bunlar da kesmez derseniz, şehrin en iyi 10 parkı listeleri burada! (İstanbul’da yaşıyorsanız, en iyi 10 park lafı bile sizi üzmüştür eminim)

(fotoğraf için teşekkürler madridsensations.com)

Meydanlar Şehrİ:

Madrid’i gezmek demek meydan gezmek demek:)

Bunların en bilenini de Plaza Mayor. 17.yy’da yapılmış bu kocaman dikdörtgen meydana, tam 9 farklı noktadan girilebiliyor. Meydanın etrafını 3 katlı bir bina çeviriyor, tam 237 balkonla beraber! Bu binada hem evler hem de pek çok restoran, mağaza ve cafe bulmanız mümkün. Meydanın en ortasında ise Philipp III’un dev bir heykeli mevcut. Meydanı kısaca gezdikten sonra burdaki mekanlardan birine oturup bir kahve ya da şarap keyfi yapmak en güzeli:)

Plaza Mayor’un çok yakınında, şehrin en merkezi noktası diyebileceğimiz bir diğer meydan da Puerta del Sol. Bir nevi Taksim meydanı, neredeyse tüm otobüs ve metro hatlarının kesişim noktası burası. Meydanda pek çok ünlü markanın mağazalarına, restoran ve cafelere rastlamanız mümkün. Kral Carlos III’e ait bir heykel, meşhur saat kulesi, şehrin simgesi olan ayı & çilek ağacı heykeli ve Madrid’in merkezi kabul edilen kaldırım taşı (0km) burada.

Yılbaşında Madrid’de olacaksanız da asıl meydan burasıymış. Her yılbaşı gecesi insanlar Sol Meydanı’nda toplanıp, bu saate bakarak, 12’ye 12 saniye kala, her saniyede bir üzüm yiyerek yeni yılın gelişini kutlarlarmış. Bu olay her sene tüm İspanyol televizyonlarından canlı yayınlanırmış:)

(fotoğraf için teşekkürler spain.info)

sanat ve tarİH:

Palacio Real Madrid

Kraliyet ailesinin resmi konutu, ancak günümüzde sadece resmi davetler için kullanılıyor. (Aile artık Madrid’in biraz dışında, Zarzuela Sarayı’nda yaşıyormuş.) Bunun dışında da turistlerin ziyaretine açık bir mekan. Saray, 18.yy’da yapılmış, 135.000m2’lik bir bina. İçerisinde tam 3418 oda mevcut! Biz içerisini gezmedik, ama dışaardan bile oldukça etkileyici bir bina, nefis de bir bahçesi var. Vaktiniz varsa mutlaka bir göz atın.

 

(Fotoğraf için teşekkürler madridcitytours.com)

MUSEO DEL PRADO

Madrid’in en önemli ve en çok ziyaret edilen müzelerinden biri olan Museo Del Prado, 1819 yılında açılmış. Müzenin yer aldığı bina 1785 yılında yapılmış. 8600’den fazla resim ve 700’den fazla heykel sergileniyor. Velazquez, Goya, Raphael, Rubens ve Bosch gibi isimlerin, ve pek çok önemli İtalyan, İspanyol ve Flemenk sanatçının daha eserleri yer alıyor.

(fotoğraf için teşekkürler spanishculture.com)

Museo Reina Sofia

Şehrin “20.yy sanat müzesi” diye adlandırabileceğimiz Museo Reina Sofia‘nın en önemli parçası, Picasso’nun en meşhur eserlerinden Guernica. Picasso’nun pek çok başka eserinin yanı sıra, Dali, Joan Miro ve 20.yy’ın pek çok önde gelen İspanyol ressamının eserleri müzede sergileniyor.

(fotoğraf için teşekkürler wikimedia.org)

Museo Thyssen-Bornemisza

Şehrin sanat üçgeni diye adlandırılan içlemenin son durağı ise Museo Thyssen-Bornemisza. Baron Heinrich Thyssen Bornemisza’nın kişisel koleksiyonu ile açılmış, dünyanın en büyük kişisel koleksiyonlarından biri olarak nitelendiriliyor. Koleksiyonda 7. yy’dan bugüne İtalyan, Flaman, Alman, İspanyol ve Fransız sanatçıların eserleri mevcut.

(fotoğraf için teşekkürler spanishculture.com)

FUTBOLSUZ MADRID OLUR MU!

Madrid dendi mi Real Madrid akla gelmeden olmaz! Bu efsanevi takımın stadı Estadio Santiago Bernabeu da şehrin görülmesi gereken noktalarından biri. Şehrin içinde yer alan bu dev stad, 1947 yılında yapılmış.  Stad içerisine turlar düzenleniyor, kapıdan bilet alıp içeri girip stadı dolaşabiliyorsunuz. Ya da tabi hazır Madrid’deyken, bi maça da gitmeyi deneyebilirsiniz:)

(fotoğraf için teşekkürler realmadrid.com)

Madrid’de yapacak şey bulmak kolay. İster sokak sokak dolaşın, alışveriş yapıp yemek yiyin, ister (hava güzelse) parklarda yayılın ya da müze müze gezin. Tam bir long weekend Avrupa şehri.

Şehirde ne yenir ne içilir, nerde eğlenilir kısımları ise diğer yazımızda, okumadan gitmeyin:)

ŞEHİRDEKİ HER YERİ GÖRDÜK, HALA DA BURDAYIZ DİYENLERE BONUS:

Eğer Madrid’i doya doya gezdik ama daha dönüşe de var diyorsanız, Madrid’den yaklaşık yarım saat bir tren yolculuğu ile Toledo şehrine gidebiliyorsunuz. (kendi başınıza gitmek istemezseniz de tam gün veya yarım günlük geziler de mevcut, çeşitli tur şirketlerinin düzenlediği) Şehir, 1986 yılından beri UNESCO Dünya Mirası listesinde. Yüzyıllar boyu Müslüman, Musevi ve Hristiyan toplumların bir arada yaşadığı kent bu nedenle “3 kültürün şehri” olarak adlandırılıyor.

Madrid gezinize güzel bir ekleme olabilir, biz gidemedik, çok aklımızda kaldı!

(fotoğraf için teşekkürler getyourguide.com)